1 Ekim 2017 Pazar

Öğretmen



Şimdi size bir hikaye anlatsam okur musunuz? Korkmayın çok uzun değil, ben gibi ciğerinize bir şey olursa şöyle kenara gelin bizdensiniz...

Bugün 5. sınıflara Türkçe dersine girdim. Konunun can alıcı yerlerine gelmişim nasıl böyle coşkuyla ders anlatıyorum. Birden bir şey gözüme çarptı yerde duraksadım, branşımda iddialı adamım ben ha!


ama ne söyleyeceğimi unuttum, hatta tüm eğitim hayatımı unuttum, öğretmenliğimi unuttum. Bir çocuk ki yırtık bir terlik ve çamurdan rengi belli olmayan bir çorap ayağında... "Adın ne senin evlat?" dedim. Ama adını kulaklarım almadı bile başını okşarken. İçim sızladı, teneffüste çağırayım bu çocuğu dedim. Derse devam ettim. İki dakika geçmedi ki bir kız çocuğu parmak arası terliğe yırtık çorap giymiş, o kadar da efendiydi ki anlatamam. boğazımdaki düğüme bir boğum daha, teneffüste çağıracaklarıma bir kişi daha ekleyerek devam ettim derse...


Üçüncü çocukta artık karar verdim bu işi teneffüse bırakmayacağıma. Dersi unuttum, her şeyimi unuttum. Saate baktım 10 dakika var bitişe. 7 çocuk belirledim arada dolaşırken ama o anlarda ders adına ne anlattım bilmiyorum, muhtemelen aynı konuyu tekrar anlatırım yarın sınıfta garanti olsun diye. Çocukların ayakları bunlar. Sınıftan çıkarırken gelin bakayım siz suçunuz büyük dediğimde 5. sınıf olmanın da verdiği mazlumlukla bazıları ağlamaklı oldu. Hemen çıkınca sarılıp beraber gittik öğretmenler odasına. hepsinin değil dördünün fotoğrafını çektim o da çaktırmadan.


Aldım ayakkabı numaralarını, size söz evlatlar Hasan Hoca yaşadıkça dünya daha güzel dönecek size. Biliyorum belki tüm çocuklara ulaşamam ama ben o meşhur hikayede deniz yıldızlarını kurtaran adamım. Bir çocuk değişse kâr... size de söz 24 saat geçmeden bu çocukların yeni ayaklarını atacağım buraya. Ah be Hasan ne uzun yazdın, neler geçti aklından kim bilir değil mi? Neyse bunlar gibi evlatlarımız çok, kim bize el uzatmak ister?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder